hiçlikten hepliğe neyzen‏

Gülhane Parkı içinde derme çatma, küçük bir baraka...
Gece, saatler ilerledikçe daha bir ıssızlaşır çevre.
Yalnız yakınlarda bekçi düdüklerine karışan sarhoş öksürükleri ve naralar duyulur inceden...
Barakanın kapısı hafif bir gıcırtıyla açılır.
Adam dışarıdan gelmektedir.
Derken oradan yıkıldı yıkılacak iki köhne bina gibi birbirine dayanmış bir şekilde geçmekte olan iki akşamcı düşe kalka yaklaşırlar barakanın kapısına doğru...
İçlerinden biri önce şöyle bir doğrulur ve ''üstad be'' der.
-Üstad be, hadi bir üfleyiver şu merete de kafayı iyice bir dumanlayalım...
Barakadaki adam samimi, içten bir kaç küfür savurur önce ve içeriye buyur eder bu iki sarhoş Tanrı misafirini.
Önce gazete kağıdına sarılı bir şişe çıkartır, önlerine koyar ve sandığın içinden de hayat arkadaşı neyini alarak yanlarına oturur.
Adam derinden gelen şehvetli bir arzu ve aşk ile öyle bir üfler ki neye...
Ömürden giden nefes, ağlar ney sesinde..
Gülhane Parkı'nda bir ceviz ağacı olan Nazım da farkındadır bunun, polis de...
Hemen tanırlar bu neyin yanık bağrını dağlayan efsunlu nefesi...
O adam ki hayatı saraylar, yıkıntılar, zengin sofralar, açlık, ünlü insanlar, salaş meyhaneler arasında geçmiş bir garip neyzenden başkası değildir.
Kendine "hiç" adını yakıştırmış büyük meczup...
Neyzen Tevfik Kolaylı...
Edebiyatımızda taşlama türünün en önemli temsilcilerinden biridir O.
Ney, mey ve şiirdir O'nun hayatını özetleyen üç kelime...
Ömrü boyunca toplumun kurallarının dışında bir yaşam sürdürmüş, ''paraya pula, kılığa kıyafete önem vermeyen tavrı, dürüst ve vatansever yapısı, harabat alemlerinden, akıl hastanelerinin kasvet dolu odalarına, muhteşem dekorlu saray koridorlarına kadar sevilmiş ve sayılmıştır'' Neyzen...
Mevlana'nın dergaha soktuğu ney'i, dergahtan alarak halkın ayağına kadar taşımıştır.
Yine çok sevdiği ve hocası bildiği Mehmet Akif'e söz verip, ''bir daha meyhaneye ayak basmayacağına'' yemin ettikten sonra, at sırtında meyhaneye gelip, meyhanede ayak basmadan demlenecek kadar sözüne sadık bir kişidir.

Kaç dünya ederdi ki
Anası satılmış
Karlı bir kış akşamı Neyzen'in
İki tek atabilmek için
Eskiciye sattığı palto...

Neyzen Tevfik'in alkol tedavisi için sık sık Bakırköy Akıl Hastanesi'ne düştüğü bilinir.
Yine böyle bir tedavi sonucu şair başhekim Mazhar Osman tarafından bir daha alkol kullanmaması önerisiyle taburcu edilir. Neyzen de söz verir başhekime. Ne varki huylu huyundan vazgeçemez. Bir akşam Galata Köprüsü'nde Mazhar Osman'la Neyzen karşı karşıya gelirler. Mazhar Osman, gözünü Neyzen'in elindeki büyük rakıya dikmiştir. Hiddetle:
"Nedir o? Hani bir daha içmeyecektin? Dök bakalım şişenin içindekini!" diye bağırır.
Neyzen, yaramaz çocuk edasıyla boynunu bükerek:
"Hepsi benim olsa kolay. Arkadaşla ortak aldık. O yüzden dökemem."
"O halde yarısını dök!" diye ısrar eder Mazhar Osman.
Neyzen, gayet kendinden emin yanıt verir:
"Yarısını da dökemem. Çünkü benim payım alttaki!"

Yaşamı fukaralıkla geçen Neyzen'in 51 yaşlarında İstanbul Belediye'sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak başka düzenli hiç bir geliri olmamıştır.
Neyzen Tevfik 28 Ocak 1953'te yumar gözlerini hayata.
Cenazesi Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nden kaldırılır.
Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarı'nı doldurur.
Emekli memurların, milletvekillerinin, doktorların, profesörlerin yanı sıra sarhoşlar, sokak serserileri bir arada uğurlarlar Neyzen'i...
Bir ''hiçlikten hepliğe...''

Ömür Bingül

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !